Eki 18

Sonunda şirketimizin logosuna kavuştuk:

Ağu 16

Çok şükür dün (15 Ağustos 2008) sözleşmemizi ve anahtarımızı aldık, kapımıza şirket ismimizi astık. Tarihi bir andı, bir ara gözlerimiz dolu dolu oldu :D. Bu arada mühendisliğin temel kuralı olan yedeklemeyi atlarayak bazı güncellemeler yaparken veritabanının bir kısmını uçurdum :( Yazıları geri getirdim ama 1 Ağustos’tan sonra yazılan yorumlar gitti, yorum yapan arkadaşlarımdan özür dilerim.

İşte ben ve kapımız:

Resmi büyütmek için üzerine tıklayınız.

Ağu 16

Bugün Alperenle uzun zamandan beri hayalini kurduğumuz şirketin resmi işlemlerini başlattık. İmzaları attık. Şirketimizin ismi Beyaz Piramit Bilgi Teknolojileri Bilişim Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Adıyla büyüsün, inşallah önemli işlere imza atar, kalıcı olabiliriz.

Ağu 16

Tez ve Hayatımın Fikri yarışması maceralarımızla paralel yürüyen yeni bir açılımı da anlatmadan geçmemek lazım: Teknopark’ta yer alma hikayesi. Tam bir hobit öyküsü, hüküm dağına yüzüğü atmak falan kadar zor :D Öykümüz iki genç iytelinin nisan dolaylarında kafasına tuğla düşmesiyle başlar… Dedik ki biz gidelim şu teknoparka bi başvuralım, bakarsın kazanırız. Bu düşüncemizi tez hocamızla da paylaştık, sağolsun o da cesaretlendirdi. Sonra Halis Hocamıza akıl danıştık, “başvursak mı, başvursak kazanır mıyız” diye. Tek ve net bir cevap verdi: “Siz daha başvurmanız mı?”. İşte vurucu cümle. Artık durmanın anlamı yoktu, Halis Hocamız bize gereken cesareti vermişti. Biz de daha önceki hikayelerimizde bahsettiğimiz ulvi kişilik, deli cesaretimizi yanımıza alıp Teknopark yokuşunu tırmandık. Muzaffer Hocaya başımızı vurduk: Biz Teknopark’a başvurmak istiyoruz. Hoca, bir süre yüzümüze baktı, gitti içeride bir iki telefon görüşmesi yaptı, geri döndü. “Tamam, sitedeki formu doldurun getirin” dedi. Çıktık odadan. dedik “aman canım ne kolaymış, altı üstü bir form işte.”. Hemen bölüme gidip forma baktık ama tüm sorular çalışmadığımız yerden çıkmış canım. Tabii çakıldık kaldık. Sorduk soruşturduk, sağolsun teknoparkın avukatı hanım oldukça yardımcı oldu. Formu ite kaka doldurduk. Birçok kopya aldık, gittik hocanın yanına. Hiç unutmuyorum, 1 Mayıs günüydü. Hoca, “Gidin bunları kurul üyelerine hemen dağıtın” dedi, listeyi verdi elimize. Bir listeye baktık, bir hocaya tamam dedik, çıktık odadan. Kurul üyeleri Buca, Bornova, Balçova ve Alsancak’a dağılmıştı. İzmir’in 4, iyteyi de sayarsak 5 farklı köşesi ve 2 gün süre. Hadi bakalım kolay gelsin, girişimci iyteliler :) Saate baktık, 10.35. En yakın dolmuş yarım saat sonra. Hemen otostop kurumuna sığındık. Teknoparktan direk topraktan yardırıp Çeşme yoluna indik. 1-2 derken bir kamyonet aldı. Bindik, bir kaç şey vardı, koltukta. Ben bişeyin üzerine oturuverdim, sert bi cisim. Alan adam hemen hamle yapıp beze sarılı şeyi aldı. Alırken bez sıyrıldı, anaaam tabanca!!! Yusuf ve üçbuçuk kardeşliği soğuk soğuk terlere neden oldu. Kimdi, kimin arabasına binmiştik ulen. Gençliğimizin baharında :( Girişimciydik, Sıtkı Hoca hayat acımasız, acımasız rekabet, zorluk falan demişti ama bunu söylememişti. Aklımdan bunlar geçerken kendisinin astsubay emeklisi olduğunu falan söyledi, kartını gösterdi de biraz rahatladım :D Neyse Zeytinalan’da bıraktı. Bindik otobüse önce Balçova’ya, oradan Buca’ya, en son da Alsancak’a ulaştık. Bornova’yı ertesi güne bıraktık. Gönül rahatlığıyla teslimatı tamamladıktan sonra başladık cevabı beklemeye. 12 Mayıs pazartesi günü boş günüm olması nedeniyle bir bebek edasıyla 7. uykunda rüyalar görürken telefonum çaldı. Arayan Alperen’di, heyecanlı heyecanlı olarak birşeyler anlatıyordu, yaklaşık bir-iki dakika anca ayılınca söylediklerini algılayabildim. Haber gelmişti, ertesi gün bizi mülakata çağılıyorduk. Gece Alperenle mülakat konusunda konuşup Avea için hazırladığımız iş planını sadeleştirdik, basıma hazır hale getirdik.Sabah can fotokopide accık kazıklanarak baskılarımızı aldık. 13 Mayıs Salı günü mülakatın yapılacağı EBSO’nun kapısından elimizde evrak çantası (Ev arkadaşım Onur’un bilgisayar çantası :D ), üzerimizde takım elbiseler ve yüzümüzdeki ifade ile tam bir iş adamı edasıyla girdik, mülakatın yapılacağı salona 8.30 sularında girdik. Kimsecikler yoktu, tabii randevu saat:10′daydı, normal:) Neyse Alple oturduk, muhtemel sorulara verilecek kritik cevapları tartışmaya başladık. Tam bu sırada Ahmet Hocamız geldi, Muzaffer Hocayla beraber. Sonra bir bir gelmeye başladı, şirket temsilcileri. Sanırım bir biz iki öğrenciydik :D. Beklerken bir aday şirketin yöneticileriyle görüştük. şirketin yetkilisiyle hoş beşten sonra mevzu bizim öğrenciliğimize geldi. “Biz, sizin gibi arkadaşlarla çok çalıştık” falan dedi. Biz de “Kabul edilmezsek, geliriz size iş başvurusuna” dedik, güldüler, “Sizi alırlar, bizi almazlarsa biz de size geliriz” dediler, gülüştük, az stresimiz dağıldı.İlk grup, saat:10.30 gibi girdi. Sonra Ahmet Hoca girdi. 10.55′de Hoca bizi çağırdı. Girdik odaya. Fazilet Hanım dışından tüm üyeler vardı. Juriler:

Prof. Dr. Cüneyt GÜZELİŞ
Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı
Elektrik ve Elektronik Mühendisligi Bölümü

Prof. Dr. Fazilet Vardar SUKAN
Ege Üniversitesi Müh. Fakültesi, Biyomühendislik Bölüm Başkanı
Uluslararası Teknoloji Birliği Bilim Kurulu Üyesi (Ege Üniversitesi, Bilim-Teknoloji Uygulama Araştırma Merkezi Müdürü)

Prof. Dr. Mehmet Cemali DİNÇER
İEÜ Bilgisayar Bilimleri Fakültesi Dekanı

Doç. Dr. Metin TANOĞLU
İYTE Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı

Dr. Erkal SAHTİYANCI
Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Başkanlık Müşaviri

Muzaffer Hoca, bize yer gösterdi. Jurinin tam karşısına oturduk. Bu arada ben, bastığımız iş planlarını üyelere dağıttım. Alınca önce bi şaşırdılar.”Vay be” gibisinden bir yüz ifadesinde bulundular. Yerime geçtim, soruları beklemeye başladık. Rahattık, ne de olsa tüm sorulara verilecek sorulara cevaplarımız hazırdı. Hafif bir tebessümle bekliyorduk. Cemali Hoca, “hala öğrencisiniz sanırım” dedi, Metin Bey “Bizim okuldasınız, değil mi” diye sordu. Bu kolay soruları cevaplandırdıktan sonra Cüneyt Hoca, “Evet arkadaşlar, diğer yazılım şirketlerinden farkınız ne olacak” diye sordu. Anee, çalışmadığımız yerden sordular, gene yaw. 1-2 milisaniye zaman durdu, sabahtan Alple konuştuğumuz tüm soruların cevaplarını düşündüm, bunlardan bir komposizyon yazıp, başına “Introduction”, sonuna “As a result” bölümlerini ekleyip, referanslar kısmın atlayıp temize çektim, derin bir nefes aldım, Alple göz göze geldik, zaman yeniden akmaya başladı ve deminki kompozisyonu kusmaya başladım, 5-6 dakika konuştum sanırım. Tam “result and discussion” kısmına gelmiştim ki Cüneyt Hoca “tamam arkadaşlar” dedi ve diğer üyelere “sorusu olan var mı” diye sordu. “teşekkür ederiz arkadaşlar” dedi. Odadan çıktık. Görev tamamdı, bekleme yeniden başladı. Araya şenlikler girdi, tez, yarışma, ev falan, filan geçti günler. Sanırım 21 Mayıs çarşambaydı, Alperenle Kimya Mühendisliğine kahvaltıya gitmiştik. Muzaffer Hocayla karşılaştık. Kaçar mı hemen sordum, “Hocam, noldu bizim iş” diye. Muzaffer Hoca, uzunca beni süzdükten sonra “Kabul edildiniz, hayırlı olsun” dedi, gitti. Alp o sırada bişeyler alıyordu, hemen yanına gidip söyledim. Tabii yarışmadaki gibi kendimizi kasmadık direk hopladık, zıpladık, tepindik falan. Sonra biz tabii otostopu bir ulaşım aracı olarak benimsediğimizden Alple yine böyle koşturmacalı bir günde otostop çektik. Bizi -maşallah nazar değmesin- güzel arabasıyla HBS Solutions Şirketinin sahibi Cem Bey aldı. Yol boyu bizimle deneyimlerini paylaştı, yol gösterdi, cesaret verdi. Neyse yine günler geçti, yarışmaya gidecez, orada “Teknopark’ta yer aldık” diyeceğiz ama elimizde kayıt kürek kanıt yok. Muzaffer Hoca’ya gittik, derdimizi döktük, Allah razı olsun, hemen bir kağıt hazırlayıp verdi. Artık kapı gibi kanıtımız vardı, İstanbul’da oldukça işimize yaradı. Yarışmayı kazandık, geldik, aradık hocayı, geçen hafta için “Haftaya arayacağım” dedi. Sevindik, beklemeye başladık. Arayan soran olmayınca 31 Temmuz Perşembe günü Alple atlayıp gittik okula. Hocanın başı kalabalık, işi çok, sağolsun sözleşmemizi hemen hazırladı, verdi. Ben heyecandan bizim imza atmamız gereken yere değil de Rektör hocanın atması gereken yere imza atıverdim. Hoca gördü, takıldı, “Şirketi batırırsın sen” dedi :D Neyse çok şükür yerimizi aldık. A2 binası alt katta 5A nolu odadayız artık. Tükkanımızı açtığımızda bekleriz efendim. Tam adresimiz İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi A2 Binası Zemin Kat No:5A İYTE Yerleşkesi, Gülbahçe, Urla 35430- İZMİR

Bu süreçte Prof. Dr. Halis Püskülcü ve tez hocamız Belgin Ergenç başta olmak üzere tüm bölüm hocalarımıza, Bölge Ofisi sorumlusu Dr. Muzaffer Sipahioğlu hocamıza destek ve cesaretlendirdikleri için, SADE Bilgi ve İletişim Teknolojileri ARGE Hizmetleri’nin kurucuları, genç girişimci arkadaşlarımıza ve HBS Solutions Bilgisayar ve Yazılım Sistemleri San. Ve Tic. Ltd. Sti. kurucusu Cem Bey’e deneyimlerini bizimle paylaşarak hayatımızı kolaylaştırdıkları için sonsuz teşekkürler…

Burası da uzaklardan tükkanımızın olduğu bina: (Resim Sade Arge’ye ait)

Bu da hava fotosu:

Büyütmek için üzerine tıklayınız.

Tem 28

Kendi işlerimden sonra sıra ablamların evini taşımaya geldi. Dört sene Artvn Hopa’da görev yaptıktan sonra Niğde’ye tayini çıktı. Avea’nın yarışmasından geldikten bir gün sonra (cumartesi günü) Artvin’deki ev sahibinden bir telefon aldık. Telefondaki ses yeni kiracının çarşamba geleceğini söylüyordu. Yani 4 gün sonra! Hemen o gün yola çıkmaya karar verdim. bir iki telefon görüşmesi sonucu Niğde’ye giden arabalarda yer olmadığı gerçeği ile yüz yüze kaldım. Neyse Aksaray’a giden bir otobüste yer bulabildim. Akşam 20.00′de bindim.

1. Gün: Sabah 7.30 sularında Aksaray’a indim. Oradan da saat:8.30′da Niğde arabasına bindim. Niğde’de hava İzmir’e nispeten serin de olsa sıcak yıprattı ev ararken. Akşam 19 gibi kiralık bir ev bulabildim, kiraladım ve 20.30′da Rize’ye giden otobüse yetiştim çok şükür.

2. Gün: Saat:12.30 sularında Rize’ye indim. Boğucu bir sıcak vardı. Başladım Niğde tarafına gidecek kamyon aramaya. Neredeyse tüm Rizeli kamyoncularla konuştuktan sonra tam ümidimi yitirmiştim ki Rize çıkışında Konya plakalı bir kamyona denk geldim. Hemen atladım, sordum Konyaya dönecekmiş, hemen pazarlığı yaptım, işi bağladım. Hemen atladık Artvin Arhavi’ye gittik. 2 Gürcü amele tuttum. Eşyayı yükledik. İlginç olan amelelerin bir tanesinin Gürcistan’da üniversite okumuş olması, neyse kamyon beni Rize garajına bıraktı. Gece saat:21.30 sularıydı. İndim garajda kimsecikler yok, sadece bir yer açık hemen daldım, sordum, “Niğde’ye araba var mı, Aksaray’a araba var mı, Konya’ya araba var mı, Kayseri’ye araba var mı ” diye muhtemel tüm olasılıkları sorduktan sonra Ankara’ya araba olduğunu ve bir kişilik yerin olduğu cevabını aldım. Tabii hemen aldım biletimi 22.30′da gelecek otobüsü beklemeye başladım. Bu arada yazıhanedeki abi her firmanın telefonlarıyla uğraşmaktan bıktığından yakındı, ben de telefonlarıyla hatıra fotoğrafı çektim.

Gelen otobüs Tiflis’ten gelen bir arabaymış. Şöför ve muavinler dahil herkes Gürcüydü. Bi ben Türküm! Su bile isteyemedim. Sağolsunlar onlar da dağıtmadı. İlk mola yerine kadar (Giresun) resmen börttüm :D Neyse zaten gördüğüm son mola orasıydı, uykudan resmen bayılmışım.

3. Gün: Sabah 12.00′de Ankara’dayım. Hemen Niğde arabası aramaya koyuldum ama ne mümkün, hepsi dolu en erken ertesi gün var ve ben acilen gitmem lazım, sabaha kamyon gelecek. Aradım, taradım, Mersin’e giden bir arabada yer buldum. “Zengen Makası” denen bir yerde inenceğim oradan Niğde’nin yakın olduğu söylendi. Ben de tamam dedim bindim. Yolda Tuz Gölü’nün yanından geçtik. Resmen kurumuş göl, aşağıdaki resimde görüldüğü üzere insanlar üzerinde rahatça yürüyebiliyorlar.

Neyse yol bitti gerçekten de dedikleri yerde indim ancak Niğde’ye 48 km uzaklıkta olduğunu orada öğrendim :D

Neyse bekledim gelen geçen otobüs yok ben de İYTE’den bolca idmanlı olduğum otostop sporuna başvurdum. 1-2 derken yumurta taşıyan bir kamyonet aldı beni Niğde’ye getirdi… İşleri halletim, ameleleri buldum, kamyonun sabah 5 gibi geleceğini öğrendim. Sağolsun ev sahibimiz iyi bir insan, beni evinde misafir etti.

4. Gün: Sabah 4.30′da uyandım, giyindim, ev sahibim ile kahvaltı ettik. Kamyon 5.30 gibi geldi, amelelerle eşyayı indirdik. Kamyonla helalleştik, ev sahibiyle vedalaştık, garaja gittim, niyetim biran evvel izmire dönmekti ancak en erken araba saat:20 de imiş, eve döndüm bir yattım ki bayılmışım. Akşam üzeri kalıp biraz Niğde turu attım. Bu tur sırasında hala Osmanlı Sancağı görünümündeki şehirin meydanındaki 16 Türk Devletinin kurucularının heykellerini bir fotoğrafladım.

Sonra otobüse binip İzmire döndüm çok şükür. Bir dahaki maceramızda görüşmek üzere…

İşte bu da dört günü bilançosu:
İzmir - Aksaray -> 692 km
Aksaray - Niğde -> 123 km
Niğde - Rize -> 822 km
Rize - Arhavi -> 80 km
Arhavi - Rize -> 80 km
Rize  - Ankara -> 827 km
Ankara - Niğde -> 348 km
Niğde - İzmir -> 799 km
Toplam    3771 km

Tem 26

Alperenle Onur Abi’nin (Onur Günduru) yanındaki staj günlerimizin sonlarına doğru tezi ne konuda yaparız diye kafa patlatıyorduk. GSM üzerine bir şeylerin hem yaratıcı hem de karlı olduğu konusunda anlaştık. Tez hocası olarak da Belgin Hocamızı ikna etmeyi başardık. Başladık çalışmaya. Başladık diyorum ama adettendir diye :D Neyse günler birbirini kovalar, biz kör topal ilerlerken bir tez toplantısında hocamız can alıcı soruyu sordu: “GSM operatörleriyle görüştünüz mü, görüşmediyseniz nasıl ulaşmayı düşünüyorsunuz?” İşte o anda Alple benim sistem çöktü, yeniden başlattık para etmedi. Üzgün ve süzgün olarak hocanın odasından çıkıp sınıfa doğru giderken Cihatla Borayı gördük. Afiş asıyorlardı, gözümüz takıldı afişe ana o ne Avea’nın logosu. Bu nedir falan dedik, anlattılar sağolsun, böyle bir yarışma var falan diye. Neyse biz de dedik, biz bu yarışmaya gireriz en azından Avea ile iletişimi sağlarız. Tez hocamıza konuyu açtı, sağolsun sonuna kadar destekledi, yol gösterdi. Belirtilen gün ve saatte (http://forum.iyte.net/showthread.php?t=19715 - 6 Aralık 2007) tanışma toplantısına katıldık. Bize danışmanlık yapacak MG Danışmanlık’tan Gülsüm Hanım, TOG’dan Seval ve Avea’dan Elif Hanım gelmişlerdi. Herkes hazırlıklar yaparken biz Alple yine deli cesaretimize sığınarak demin saydığım katılımcıların yanında bitiverdik. Selam, kelamdan sonra bizim süper bir fikrimiz var, kesin kazanırız az bizi bi dinleyin dedik. Kelimenin tam anlamıyla şok geçirdiler. Dilerseniz sunum hazırladık gösterelim dediler. şaşırdılar, kesin teknoloji ödülü sizin falan dediler. Biz hemen inanamadık tabii ama Allah söyletti sanırım. Günler günler geçti, hem tez hem de iş planı hazırlama safhası zorlu geçti. 34 sayfalık iş planını 4-5 kere tekrar tekrar doldurmak baya yıprattı :)

Sonunda 16 Temmuz 2008 günü 9.00 uçağıyla yola çıktık Alperen, ben. İstanbulda gün, mümtaz, ibrahim ve evrim ile buluştuk otelde. O gün eğitimvari bir çalışma oldu. Eğitimvari diyorum çünkü önceki kazananlar ve kazanamayanlar deneyimlerini paylaştı. Ayrıca kazanırsak sonrasında ne olacak konulu tamamen
duygusal soruların cevaplarını aradık. Eğitim bitti, odalarımıza çekildik ertesi günü karşılaşacağımız jüri üyelerini incelemeye koyulduk.

Yarışma Swiss Otel’de yapılacaktı. Sabahtan Alple kalktık, kahvaltıyı mütakip tezimizin bir kopyasını bastırdık. Artık tüm dökümanlar hazırdı. Takımlarımızı giydik, kağıtlarımızı, afişleimizi ve bilgisayarlarımızı alıp bizi bekleyen servise atladık. Büyük heyecanla otele ulaştık standlarımızı hazırladık. Müşteri beklemeye başladık :D Müşteri dediğimtabii jurilerdi. Hepsi önemli, değerli insanlardı. Jurilerimiz:

İbrahim Betil, TOG Yönetim Kurulu Başkanı
Cüneyt Türktan, Avea CEO
Baybars Altuntaş, Deulcom International Yönetim Kurulu Başkanı
Ralf Arditti, TOG Yönetim Kurulu Üyesi
Babür Arslan, Travelium Turizm Acentası Yönetim Kurulu Başkanı
Gila Benmayor, Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı
Gülsüm Çıracı, MG Danışmanlık Sahibi ve Proje Eğitmeni
Ferruh Gök, ITO Yönetim Kurulu Üyesi
Yusuf Güvenç, TOG Genel Müdürü
Bülent Hiçsönmez, Google Türkiye Genel Müdürü
Pınar Kaya, Avea Kurumsal İletişim Direktörü
Aslı Kurul, Endeavor Girişimcilik Hizmetleri Müdürü
Ömer Taviloğlu, Mudo Yönetim Kurulu Üyesi

Baybars Altuntaş, Ferruh Gök ve Babür Arslan ile görüşmemiz sakin ve iyi gitti. Gila Benmayor çok tatlı ve sıcakkanlı tavırlarıyla dinledi bizi. Gülsüm Abla(Çıracı) juriden çok hoca gibi davrandı, sağolasun tiyolar verdi. Ömer Taviloğlu da sıcak davrandı, en son giderken”ne kadar lazım size” diye sordu. Ben “30000 lira lazım ama 15000 e de fit oluruz “dedim. Sanırım sinirlerim o an biraz boşalmıştı. Ömer Bey şen bir kahkaha atıp, “bu adama dikkat etmek lazım, çok tehlikeli” deyip Günlerin standına geçti. İbrahim Betil ve Yusuf Güvenç beyler geldi ardından onlar pek üzerinde durmadılar projemizin ancak yine de çok dikkatlice dinlediler. Heyecan bitmemişti esas projemizi anlatmak istediğimiz Avea CEO Cüneyt Bey’in Pınar Hanımla beraber bir anda standımıza geldiğini gördük. Heyecandan elim ayağıma dolaşıyordu. Projemizi anlatmaya başladık, Alple. Bir yandan Alp, bir yanda ben yaklaşık 7 aydır hazırlandığımız
anda nefes almadan anlatıyorduk. Teknoparka kabul edildiğimizi, çalışmamızın zaten tezimiz olduğunu,  buraya gelerek zaten kazandığımızı, destek almasak bile devam etme azminde olduğumuzu anlattık. Sonunda bazı sorular sordu ve dedi ki “ee sizin şirketiniz var, belki paranız da vardır, bizden ne bekliyorsunuz”, cevaben biz de “Bizim iyi bir fikrimiz ve sonsuz bir cesaret, sabrımız dışında bir şeyimiz yok”dedik. Gülümsediler, “tamam, yarışmadan sonra görüşelim” dedi,  Pınar Hanım kartını verdi, yarışmadan sonra görüşelim dediler ve gittiler. Sevinçten havaya uçmamak için zor tuttuk kendimizi :) Ardından Bülent Bey geldi standımıza. Geldi elini uzattı, “Ben Bülent, Google Türkiye’den”. O an dilim tutuldu. Yıllarca arama motoru diye nicesine sarıldığımızı Google kanlı canlı karşımızdaydı :D:D kısa süren tutulmadan sonra yine Alple bastırdık, ama biraz törpüledi kendisi bizi. Biraz moralimiz bozulsa da gülümsemeye devam ettik, ta ki Ralf Arditti beyle görüşene kadar. Kendisi neredeyse tüm standları dolaşmış olmasına rağmen bize gelmemişti. Biz de dedik ki o gelmezse biz ona gideriz. Kendisi salonun ortasındaki koltuklarda dinlenirken yanına gittik ve heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladık ki. Can alıcı sorularla bizi bir güzel düzeltti, yıprattı. Ama asla vazgeçmeyeceğiz dedik, tamamdır dedi gitti.

Son juri, son darbe yıkıcıydı :( Juri ziyaretleri bitti, juriler toplantıya girdi. Biz de getirilen tabu, wii vs ile takıldık, Alple oteli gezdik. İYTElilerle derin geyiklere girdik. Artık akşam olmuş, otel içerisindeki Sultan Park’ta ödül töreni hazırlanmıştı. Gittik, İYTEliler olarak bir masa bulduk, çöktük, kaderimizi beklemeye başladık. Son jürilerden sonra açıkçası umudumuzda ufak da olsa bi zedelenme meydana gelmişti. Neyse ödül töreninden önce yemekler geldi ama bizim Alple bi kaşık yiyecek halimiz yok. Yemekler geliyor, gidiyor, biz sadece bakıyorduk. Sonunda tören başladı. Tüm İYTEliler destek hakkı kazanmıştı. Ama bizim ismimiz hala okunmamıştı. Bari sadece destek alsaydık demeye başladık. Heyecan ve sıkıntı midemizi kemirirken sunucu, “sıra geldi teknoloji özel ödülüne” dedi. O an sanki zaman durdu benim için. Ödül sahibini açıklayacağı zamana kadar geçen süre sanki 1-2 yıl gibiydi. Sunucu “ve ödül izmirin dedi”. O an zaman tekrar akmaya başladı. Nasıl yerimizden kalktık, sahneye gittik hatırlamıyorum. Sahneden inince ilk iş aileleri, arkadaşları aramak oldu. O an hayatımızın akışı değişmişti. İdealler için koşmak üzere değişmişti.

Konseyde, topluluklarda, şurda burada çalışırken hep düşünürdüm ister istemez, bunları yapıyorum ama bana faydası ne diye. İşte o gün faydasını görmüştüm. Yılların çalışmasının mükafatı belki de buydu… Ödül töreni sonrası Bremen Mızıkacıları adlı grupla eğlendi, standları toplayıp otele döndük. Alple ilk iş
bu haberi 3 yılımızı verdiğimiz siteye, iyte.nete geçmek oldu. Toplu İYTE fotoğrafı ve teknoloji özel ödülümüzle haberi geçtik. Gece 4 olmuş, biz heyecandan hala uyuyamamıştık. Oysa ertesi gün uçak için 6′da kalkacaktık. Neyse sabah oldu, izmire döndük…

Sonuca gelirsek çok güzel, zorlu ve eğlenceli bir yarışmaydı. Okul yaşamımın en heyecanlı olayıydı. ÖSS, hazırlık finali, vizeler, finaller, proje sunumları, kulup ve konsey işleri, otobüs eylemi () , teknopark ve yüksek lisans mülakatlarını göz önüne aldığımda hiç bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. İnanılmaz bir deneyimdi. Sıtkı Hocamızın birinci sınıftan beri dediği acımasız piyasayı gözlerimizle görme imkanı bulduk. İnşallah gelecek yıl okulumuzdan daha çok arkadaşımız bu yarışmaya katılarak kendi işini kurmak için çaba gösterir.

Kim ne derse desin en azından kendi bölümümde iyi yetiştirildiğime, yüreklendirildiğime inanıyorum. ÖSS tercihlerim sırasında İYTE’yi ikinci tercihe yazsaydı inanıyorumki şu an bu satırları yazmak yerine bir şirkette bir patron için koşuşturuyor olurdum. Mutluyum ve tüm hocalarımıza, özellikle tez hocamız Belgin Ergenç’e teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum.

Ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Okulumuzun bu yarışmayı kazanan ve başka yarışmalara katılan, kazan öğrencilerini, mezunlarını, mensuplarını duyurmasını, sahip çıkmasını bekliyorum. Ancak o yönde ne yazıkki bugüne kadar birşeyler eksik kaldı. İYTE bence kendini tanıtmak istemiyor ya da tanıtmayı
beceremiyor. Artık ismi her neyse. Alperen iyte.net’e yazmış, ben de baktım Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi resmi sitesinde anasayfada yayınlamış haberi.(http://www.comu.edu.tr/duyurular/news/news_detail.php?id=3720) Bir de üstüne “Hayatımın Fikri- Gençlik İçin Girişimcilik” Proje Yarışmasından Öğrencilerimiz Bu Yılda Başarılı Sonuçlarla Döndüler” demişler. Pekala bizim okul da “Hayatımın Fikri- Gençlik İçin Girişimcilik” Proje Yarışmasından Öğrencilerimiz %100 Başarıyla Döndüler” denebilirdi. Hadi bizimkini geçtim, bilimsel başarı kazanan arkadaşlarımız bile yayınlanmıyor, anlamıyorum neden, anlamıyorum neden, anlamıyorum neden…

İşte Teknoloji Özel Ödülümüz:

Bu da çekimiz:

Standımız ve biz:

vee ödül alırken:

(Soldan Sırayla  Cüneyt Türktan - Avea CEO, Alperen Aybar, ben, Pınar Kaya - Avea Kurumsal İletişim Direktörü, İbrahim Betil, TOG Yönetim Kurulu Başkanı)

Tem 26

Ev arkadaşım Onur Adsay ile neredeyse bütün kış uğraşarak KOBİler için içerik yönetim sistemi yazdık. Adıyla büyüsün Onur koydu adını WebArtı. Bayağı uğraştık, hele Onur tasarımla resmen boğuştu. Neyse bunu nasıl tanıtırız, nasıl pazarlarız derken, bir duyuru gördük. Okulumuz yani İYTE bir proje pazarı düzenliyordu. Mükemmel yaw. Üniversite-sanayi işbirliği doruk noktasına çıkacak, biz de bundan yararlanacaktık. Başımızı hemen vurduk, akabinde kabul edildik. Sonra onur bir-iki gece sabahlayarak güzel bir afiş yarattı. Aşağıdaki afişi:

ilki 18 Haziran 2008 Çarşamba günü Makina Mühendisleri Odası’nın Tepekule adındaki kongre merkezinde olacağı, ikincisinin ise 25 Haziran 2008 günü Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi İdaresinin binasında olacağı duyuruldu.

Ödüller de iyi sayılırdı, birinci 1000, ikinci 750, üçüncü ise 500 lira alacaktı.Neyse 18′inde koşa koşa gittik,
Onur’la. Hatta kartvizit bile bastırdık. Hayatımın ilk kartviziti:


Gittik sabahın onunda başladık beklemeye. 100′den fazla proje vardı. Biz sanayiden insanlar beklerken biz bize takılacağımızı anladık. Gelen giden pek olamadı tabii sanayiden, makina mühendisleri odasından bir-iki kişi geldi sadece, gerisi İYTEliydi. Yani iyteliler projelerini birbirine anlattı. Sonra birinci, ikinci falan açıklandı. Birinci olan arkadaşın birinciliğini kutlamak lazım, sonuna kadar haketmişti. Neyse o gün bitti, umutları Kemalpaşa’ya bağlayıp sessizce dağıldık.

Ablamın Niğde’ye tayini nedeniyle günü birlik bir Anadolu turundan ayağımın tozuyla Kemalpaşa’ya gittik. Hatta o kadarki Ankara - İzmir otobüsünden Kemalpaşa kavşağında inip serginin yapılacağı yere gittim. Önemli bir mevzu tabii, tüm Kemalpaşa Organizeden sanayici ve kobiler İYTE Proje Pazarı‘na akacak, istediğimiz tanıtımı yapacaktık. Ama İYTE makus talihini orada da yenemedi, İYTEliler birbirine anlattı hikayelerini sabahtan akşama kadar ayakta kaldığımızla kaldık, net bir sonuç elde edilemedi. Umarım gelecek senelerde daha çok pardon birçok sanayicinin ilgisi bu etkinliğe çekilebilir. İYTE hakkettiği ilgiyi birgün elde eder, umarım.

Bu da o günden bir hatıra, afişimiz ve biz:

Tem 26

Yağmurlu bir gün, 13 Eylül 2002 ‘de girdiğim İYTE’den sıcak bir gün, 27 Haziran 2008′de resmen mezun oldum. Açıkçası diplomayı alana kadar pek inanamadım. Hatta alınca da yerime geçince hemen açıp baktım, arkasına falan baktım, gerçek mi diye :D İYTE’de resmen büyümüştüm. Genç bir çocuk olarak girdiğim bu
okuldan olgun, kendine güvenen bir mühendis olarak çıktığımı hissediyorum. Neler neler vardı ki anılarda…
-Mesela hazırlıktaki günlerimiz. Alsancak’ta geçen günler. Geyiğin haddi hesabı yoktu. Ha bi de gözümüz yüksekteydi, girip ortalamanın dibine vuracaktık. Anadolu Halkbilim Araştırma ve Tanıtma Topluluğu kısaca AHAT dediğimiz bir topluluk hayalimiz vardı. Eskileri yaşatacaktık, herşey hazır gibiydi, kurucular,
yapılacaklar vs vs. Günler geçti.

-Lisansa başladık, tabii lisans bizi tren çarpmışa döndürdü. Ne idealler kaldı geride, ne de topluluklar… Birinci sınıf kabus gibiydi. İlk dönem 1.34, ikinci dönem ise 0.4 ile bir rekora imza atmıştım. Doğal olarak toplamda 0.89 GCPA ile çakmıştım. Öğrenim hayatımda ilk defa tam anlamıyla dibe vurmuştum. O yıl ablamın da tayini çıkınca sanki herşey üzerime yıkılmıştı.
-Ertesi sene sağolsun Cüneytle kalmaya başladık. Sınıfta kalmıştım, ailem yanımda değildi, kalbimin bir kısmı yıkık başladım o seneye. Sınıf arkadaşlarımın büyük bir kısmı üst sınıfa geçmişti. Tam bir umutsuzluk. İlk dönem zaten 4 dersim vardı, intro, c, calculus, fizik. Bi de ben calculusla C’yi yükseltmek için
almıştım. calculus dd idi, dc ye yükselebilmiştim. Neredeyse her gün evdeydim. Birde 256 k internet bağlatmıştık. Şu anki ünlü göbeğim işte o günlerde zuhur etmişti :D Neyse lafı uzatmayayım Cüneyt, Allah razı olsun çok destek oldu kendimi toparlamamda. Dibe vurmuşken su yüzüne çıkarttı. O günlerde Emel çıktı karşıma ve beni ayağa kaldırdı. Yine o yıl Alperen’i tanıdım, iyte.net kurulmuştu.
-İkinci sınıfa geçtim. O sene Alperenle öğrenci topluluğu kurmaya karar verdik. İYTE Tanıtma Topluluğu tüzüğü hazırdı. Bülent Abiye gittik, bize girişimtopluluğunu almamızı önerdi. Gittik almaya, genel kurul yapacağımız gün deprem oldu :) günler geçti, cüneytle yurda çıktık, yurt macerası başladı. Survivor İYTE :) iyte.net büyüdü gelişti, biz de onunla büyüdük. İlkleri gerçekleştirdik, ama hep ilkler acı verdi. Bu öldümeyen acılar, geliştirdi, güçlendirdi.
-Üçüncü sınıfta hala yurttaydım. Sorunlar diz boyu ama bir önceye göre daha iyiydik. Konsey başkanlığına soyundum. Aynı anda başkanlık, haftasonu part-time gazetede çalışmak, bi de konserdi oydu buydu hadi etkinlik yapak demeler resmen beni bitirdi. Dersler cabası.
-Dördüncü sınıf nasıl geçti anlamadım. Söylemem lazım, üçüncü sınıf sonunda ilk sene çaktığım için yurttan çıkarttılar. Napcaz netcez derken onur ve ersinle urladaki eve çıktık. Öğrencilik hayatımın bence en güzel senesiydi. Evde kalmak, gelen giden, kafan rahat. Aralığa kadar başkanlığı sürdürdük, eylem falan,
filan derken o dönem bitti. Sonra hayatımın ilk işinden istifa ettim :D Zaman yetmiyordu, son bir ay kala ayrıldım gazeteden… Tabii her güzel şeyin bir sonu olur misali sene bitti, evi boşaltmak ve eski haline döndürmek bir hayli zordu. Ayrıca ev sahibinin bir ay kala eve gelip çökmesi, sinirlerimi yıprattı. Evden gönderinceye kadar o kadar uğraştım ki anlatamam. Zira kendisine aralıksız 5 saat laf saydım ve gönderdim çok şükür. Velhasıl kelam, uzun ve yorucu bir altı sene sonunda bitirdik bu okulu. Ama kesti mi, kesmedi. Mazoşist diplomamızı almayı mütakip koşa koşa yüksek mazoşistlik sınavına girdik :D iki yıl önce deselerdi ki dediler yüksek yapacak mısın diye gülerdim ve dalga geçerdim ki yaptım. Ama şimdi yüksek lisans mülakatını kazandım ve başlayacağım. Ne demişler ne oldum değil, ne olacağım :D

Mezuniyet törenimizden iki kare:

Tüm Lisans Mezunlarımız…

O an: Diploma mutluluğu

Haz 22

Neredeyse 1 ay oluyor sevgili günlüğüme birşeyler yazmayalı. Neler oldu neler… Mezun oldum. Evet şaka gibi, bi ara hiç bitmeyecek sanmıştım. O kadar uzun gelmişti bana. Tıp okusam doktor çıkardım, 6 yıl okudum dile kolay. Urladaki evi boşalttık, ilk haline getirmek uzun zaman aldı gerçekten :D Onurla Proje Pazarına katıldık, ayrıntılar ilerleyen günlerde.. Vs vs

Oca 06

Göl Evi filmindeki cam eve bayılıyorum. Değerli arkadaşım mimarlık öğrencisi Başak Dilmen kardeşime de söyleyip duruyordum, böyle bir ev yap bana diye… O da sonunda istediğim evin maketini yapmış. Büyüyünce Gülbahçe sahilinde İYTE manzaralı bir arsa alıp camdan bu evi yaptıracağım. Tabii o zaman Göl Evi değil Körfez Evi olacak biraz ama olsun. Ayrıca Başak’a sözüm var, kapısına “Bu güzel körfez evi Yüksek Mimar Başak Dilmen tarafından tasarlanmıştır.” yazdıracağım. heheheh

İşte körfez evim: