Ağu 21

Harç ve katkı kredilerinin geri ödemeleri için Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun sitesini girdim, ordan burdan bakarken “Yurtlardan Görünümler” bağlantısı ilgimi çekti, bir göz atayım dedim. Urla yurdunun görüntülerini incelerken bir baktım ki ne göreyim, anna ben :D Yurtta Alperen’le kaldığımız odada çekilen fotoğrafı koymuşlar. Nerede yayınladığını görmek isterseniz buraya tıklayın. İşte beni meşhur eden fotoğrafım:

Ağu 21

Üniversiteki hazırlık okuduğum yıl (2002 - 2003) baya eğlenceli geçmişti. Günlerden bir gün bir ilan gördüm, Writing Competition ! Konu hatırladığım kadarıyla “Eğitim sistemi” gibi birşeydi. Ben de bir katılayım nolacak gazıyla eğitime ve hocalara verip veriştirdiğim berbat ötesi bir yazıyı karalayıp verdim. 1-2 iki hafta aşağıdaki duyuruyu görünce şok olmuştum: Dördüncü olmuşum ! Neyse gittim Ros hocayı ziyaret ettim. Yazdığım yazıyı geri verdi, tabii hatalarımın belirtildiği kırmızı yazılara dolu olarak. O kadar ki kırmızı yazılar benim yazımın neredeyse 2-3 katı kadar :D Sağolsun, ödül olarak büyük boy bir çikolata verdi. Tabii ben merakımı yenemeyip sordum. Bu kadar hataya rağmen nasıl dördüncü olmuştum? Cevap net ve şok ediciydi: Yarışmaya dört kişi katılmıştı. :D :D

Hazırlıktaki büyük başarım :)

Ağu 16

Çok şükür dün (15 Ağustos 2008) sözleşmemizi ve anahtarımızı aldık, kapımıza şirket ismimizi astık. Tarihi bir andı, bir ara gözlerimiz dolu dolu oldu :D. Bu arada mühendisliğin temel kuralı olan yedeklemeyi atlarayak bazı güncellemeler yaparken veritabanının bir kısmını uçurdum :( Yazıları geri getirdim ama 1 Ağustos’tan sonra yazılan yorumlar gitti, yorum yapan arkadaşlarımdan özür dilerim.

İşte ben ve kapımız:

Resmi büyütmek için üzerine tıklayınız.

Ağu 16

Bugün Alperenle uzun zamandan beri hayalini kurduğumuz şirketin resmi işlemlerini başlattık. İmzaları attık. Şirketimizin ismi Beyaz Piramit Bilgi Teknolojileri Bilişim Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi. Adıyla büyüsün, inşallah önemli işlere imza atar, kalıcı olabiliriz.

Ağu 16

Bu aralar anılarımı yazıp duruyorum, emekli paşa gibi :D Yazmışken öğrenim hayatımdaki çok önemli olaylardan biri olan Otobüs eylemini de kayda geçireyim dedim. Anı mahiyetli dursun bir köşede :D

1- Bu otobüs isteme-vermeme durumları düne-bugüne değil, bu yerleşkenin ilk kurulduğu yıllara kadar uzanmaktadır. Ben 2002 yılında bu okula başladığımda “seneye otobüs gelecek” deniyordu, yani durum kronik. Okul yönetimimizin ise bu konu için yoğun çaba harcadığını, Rektörümüz Prof. Dr. Zafer İLKEN’in ve önceki Rektörümüz Prof. Dr. Semra ÜLKÜ’nün bizzat belediye başkanlarıyla (rahmetli Ahmet Piriştina ve Aziz Kocaoğlu) görüştükleri, sorunu en açık ve yalın haliyle ifade ettiklerini biliyorum. Herhangi bir öğrenci konseyi arşivi olmadığı için daha önceki arkadaşlarımızın çalışmaları hakkında kesin bir bilgim yok.

2- Yönetimde bulunduğum 2007 Nisan ayında okulun bu çalışmalarının öğrenci tarafını hareketlendirmeye karar verdik ve bu amaçla Belediye ile görüşmelere başladık. Amacımız okul yönetiminin talebini, “bakın öğrencilerden de talep var” şeklinde güçlendirmekti. Ayrıca iyte.net’in kurulduğu 2005 nisanından beri konunun her daim güncel kaldığı açıktır. Bu da bizi öğrenci desteği konusunda umutlandırıyordu.

3- Yaz tatili muhtelif zamanlarda kimi zaman tek tek kimi zaman da beraber gittik Gürhan’la Eshot ve belediyeye. Kaç defa o kapıdan kovalanırcasına gönderildiğimizi hatırlamıyorum.

4- Biz bu çalışmaları yaparken belediye bombayı patlattı, 09-07-2007 günü 735 Mordoğan - F.Altay seferlerini başlattı, umudumuz taban yaptı, Mordoğan’a var da İYTE’ye yok mu?

5- iyte.net tartışmaları ve bizim belediye-İYTE arasında mekik dokumamız arttı…

6- Tartışmalar uzadı gitti, “öyle olurdu böyle olurdu” denirken “korkaklık, cesaretsizlik vs” ile kolayca itham edilen bizlerden o güne kadar telaffuz edilmemiş ve İYTE tarihinde görülmemiş bir öneri geldi:
16-07-2007 tarihinde

“Bence şu an tartışmamız gereken 2 Ekim sabahında otobüs yerleşkenin içinden hareket etmezse ne yapacağımızdır. Örneğin belediye önünde oturma eylemi yapsak kaç kişi gelir?”

dedik…

7- Tartışmaların alev katsayısı arttı, “olurdu olmazdılar”, “belediyeyi basalım”a kadar ilerledi… Katılım tartışmalara ve bana söylenenlere göre yüzbinleri(!) aşıyordu, o zaman 17-07-2007 tarihinde biz de dedik ki:

“Eğer otobüsün gelmeyeceği belli olursa okulun açıldığı ilk cuma yani 6 Ekim 2007 günü valilikten gerekli izni alıp eylemimizi yapalım. Ancak her ne kadar katılımın yoğun olacağı söylense de 13 Mayıs 2007 Cumhuriyet Mitingi’ni de hiç unutmadım. Bilenler bilir, bir körüklü otobüs dolusu insanla yola çıkıp bir kısmının indikten sonra metroya yönelip gitmesini… Neyse bu sefer de umutsuz olmamalı, tüm İYTE’nin destek vereceğini hayal etmeliyim sanırım.”

8- Günler geçti, anket yaptık, katılanların %14′ü eyleme hayır dedi, 01-09-2007 günü

“1- Konsey Başkan yardımcısı ve Fen Fakültesi temsilcisi arkadaşımız Gürhan Özsamancı, geçtiğimiz günlerde yeni Eshot Genel Müdürüyle görüştü ve 20 Ekimden sonra yeni otobüslerin geleceği bu nedenle de 1 kasımda otobüs koyacakları haberini aldı. Eylül ayı içersinde tekrar görüşmeye gideceğiz. Bu nedenle eylem tarihini kaydırabiliriz.
2- Eylem yapılacak olursa İYTE’ye yakışır biçimde olmalıdır, bir şeyler yakmak ya da olay çıkarmak bize yakışmaz ancak eylemi ulusal basına da duyurmak,
İzmir milletvekillerini çağırmak, meslek odalarımız ve sendikalarımızın da desteğini alarak yapmak iyi olacaktır.
3- Muhtemel eyleme katılmak istemeyen arkadaşlarımızın kendi kararlarıdır, bize düşen sadece saygı duymaktır.”

dedik.

9- Belediye devamlı sözler verdi, bizi atlattı, kandırmaya kalktı.

10- Eylül’ün son günlerinde açılış töreniyle beraber kütüphane açılışının da yapılacağı söylendi, belki başkan gelebilir dendi, konsey adına ben konuşacaktım.

11- Başkanın geliş haberi bizi umutlandırdı, bu iyiye işaretti, başkan iyi haber verecekti…

12- Konuşmayı ona göre hazırladık, içeriğini yazma gereğini duymuyorum zaten forumda bulabilirsiniz…

13- Başkanın, bakanın, valinin gözünün içine bakarak otobüs istiyoruz dedik, başkan başını salladı. Artık “tabii vereceğiz” anlamında mı yoksa “daha çok beklersiniz” anlamında mı dedi çözemedim.

14- İşlem tamam sayılırdı, başkana gereken mesaj verilmişti, salonda alkış da talebimizi güçlendiriyor, meşrulaştırıyordu.

15- O hafta planladığımız eylemden vazgeçmiştik, ne de olsa başkan ayağımıza gelmiş, bizi dinlemişti, bundan iyisi olamazdı. Kasımda artık otobüsümüz hazırdı. Son senemde en azından 3 yıldır yapmaya çalıştıklarımın karşılığı olarak otobüs hediye gibi gelecekti.
16- Ama işler hiç de iyi gitmiyordu, ses seda çıkmıyordu, başkanla tekrar görüşmek istedik. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler. Aradık, randevu istedik vermediler… En sonunda basın danışmanını aradım, bizzat tehdit ettim, ya randevu verirsiniz ya da 1000 kişi ile kapıya dayanırız dedim. “Başkanın bilgisi dahilinde çalışmalarımız sürüyor” dedi. Metanetimizi kaybetmedik, bekledik, uğraştık, insanlar bize güvendi, çalışma zorundayız dedik, devam ettik.

17- Artık belediyeden kimse ile görüşemez olmuştuk, “Başkanın bilgisi dahilinde çalışmalarımız sürüyor” dendi hep. Sabır taşmıştı, eylem kaçınılmazdı…

18- Eylem için düğmeye bastık,gün 9 Kasım 2007 Cuma idi. Sağolsun Onur Adsay bu afişi hazırladı.

Araçlar ayarlandı, konsey üyeleri derslere girmiyor, lablarını sallıyor, projelerini es geçiyor, belki de mezuniyetlerini yakma, sene uzatma pahasına bu iş için uğraşıyorlardı, hedef 500 kişiydi, aslında bir hayaldi…

19- Bir gün önce toplantı yapıldı, yapılacaklar konuşuldu, amaç dilekçeleri tek tek vererek belediyeyi kilitlemek, sesimizi duyurmaktı, o toplantı da konuşulduğu gibi pankart açılmayacak, slogan atılmayacak, grubun kışkırtılmasına mani olunacak, İYTElilere yakışır bir şekilde “kırıp dökmeden” adli bir vukuat çıkarmadan iş halledilecekti.

20- O gün 8 kasım günü sayısız kez telefonum çaldı, eyleme katılmak isteyenler, neden yaptığımızı soranlar, destek verenler, köstek olanlar, tehdit edenler…

21- 9 Kasım sabahı okula geldik, neredeyse tüm okulu gezdim, bana “geleceğim” diyenleri topladığımda 350′yi rahat aşıyorduk. Yola çıkma vakti geldi, “Abi İzmir’e bu arabayla gelsek de eyleme katılmasak”lar, “2.5 lira versek olmaz mı”lar birbirini kovalıyordu. 3 otobüs yani 150 kişiyi dolduramamıştık. Son anda gelmek isteyenler olur diye yerleşkeyi tavaf ettik.

22- İYTE yine beni yanıltmamıştı, hesapları 150 kişiye göre yaptığıma kızan arkadaşlarımı anlamışlardı…

23- Eyleme gittik, yolda Gürhan’ı aradı, edilen tehditten bahsetti, “eylem yaparsanız başkan çok kızar”. Gürhan güldü, “başkan kızarmış” dedi. “Kızarsa kızar” dedik.

24- Meydana indik, bizimki kadar bir grup çok şükür oradaydı, sayımızı 200′ün üzerinde tahmin ediyorum. İndik belediyeye yöneldik, tabii önceden istihbarat alan siviller oradaydı, üniversite masasından olduğunu söyleyen bir başkomiser bizi çekti ve sordu neden geldiğimizi… Bizde anlattık, otobüs dedik, dilekçe dedik vs. Polisin tavrı netti, bu kadar kalabalık belediyeye giremezsiniz, zorlarsanız grubu dağıtırız, sorumluları da alırız. Tabii orada bazı İYTEli arkadaşlarımızca uygun görülen hareket bizim polisin üzerine yürüyüp “ne diyon lan sen” dememiz, önce onu sonra çevredekileri tartaklayıp belediyenin camını çevresini indirmeniz için çağrıda bulunmamız daha sonra da belediyeyi basıp yağmalamamız olmalıydı. Ancak bir çok büyük bir korkaklık eseri olarak eylemi oturma eylemine çevirdik ve muhtemel sorunları kendimizce bertaraf ettik. Basın açıklamamızı okuduk:

Bir devlet üniversitesi olarak 1992 yılında kurulan ve 1998 yılında bugünkü yerleşkesine taşınan İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, her geçen gün kendini yenilemeye ve büyümeye devam etmektedir. Akademik çalışmalarının yanı sıra sosyal çalışmalarla İzmir’e kattığı değeri artırma çabasındaki Enstitümüz’ün ve bizlerin şu anki en önemli sıkıntısı hiç şüphesiz ulaşımdır. Bulunduğumuz konumun şehir merkezine oldukça uzak olmasından dolayı büyük sorunlar yaşamaktayız. Dolmuş, servis vb. ulaşım araçları varolmasına karşın sorunun çözümü Büyükşehir Belediyemiz tarafından başlatılması gereken İYTE – Fahrettin Altay arasında düzenli otobüs seferleridir. Böyle bir seferin başlaması halinde 2500’ü aşkın İYTE’linin ve bölgede yaşayan 3000’i aşkın hemşehrimizin ulaşım kalitesi artacak, sıkıntımız büyük ölçüde çözülecektir. Ancak yerleşkemizin faaliyete geçtiği 1999 yılından beri süregelen bu sıkıntı için belediyemiz bugüne kadar her hangi bir çalışmada bulunmamış, geçtiğimiz temmuz ayından beri Konseyimizin hız kazandırdığı çalışmalara kayıtsız kalmıştır. Değerli belediye başkanımız, bizim ve ve Eğitim-Sen İYTE temsilciliğinin sayısız kez talep ettiği görüşme isteğimizi kabul etme nezaketini dahi göstermemiştir. Üstüne üstlük belediyenin tüm İzmir’de dağıttığı gazetesinde F.Altay-Mordoğan seferleriyle ilgili haberinde alakasız saatlerde yerleşkeye uğramadan geçmesine rağmen İYTEliler memnun gibisinden gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmayan ifadeler kullanılmıştır.

Bu gelişmeler üzerine İYTE Öğrenci Konseyi olarak 5 Ekim 2007 Cuma gününe eylem kararı almıştı. Ancak Büyükşehir Belediye Başkanımızın okulumuzun 2 Ekim 2007 günü düzenlenen Enstitümüzün açılışına katılacağı haberi bizim için umut kaynağı olmuş ve eylemi erteleme kararı almıştık. Açılış törenininde Öğrenci Konseyi Başkanımızın, Konseyimiz ve tüm İYTEli öğrenciler adına yaptığı konuşmada otobüs sorununun üzerine basa basa ifade etmesinin üzerine Belediye başkanımızdan müjdeli haber beklerken aradan bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen her hangi bir kıpırdama dahi olmamıştır.

İzmir Büyükşehir Belediyesinin sınırları içinde yer almamız karşın vebu sınırlar içerisindeki tüm yüksek öğretim kurumlarına sınırsız ulaşım imkanı sağlayan hatta bazılarında yıllardır ücretsiz ring seferleri bile düzenleyen belediyemiz inatla Enstitümüzü görmezden gelmekte ısrar etmektedir.

2006 - 2017 Stratejik Planında İzmir Kent Vizyonunu “kentlilik bilincine sahip, turizm, ticaret ve yüksek teknolojide öncü, Akdeniz’in kültür ve sanat merkezi, liman kenti olmak” diye tanımlayan Belediyemizin İzmir’in tek yüksek teknoloji enstitüsüne otobüs seferlerini hala başlatmaması düşündürücüdür.

İşte bu gelişmelerin sonundan önce yüzlerce İYTEli Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde belediyeye başvurarak otobüs talebini iletmiş, belediyeden yanıt olarak F.Altay – Mordoğan otobüsünün zaten İYTE’den geçtiği gibi bir cevap verilmiştir. Anladığımız kadarıyla Eshot Genel Müdürlüğü ve Belediyemiz Enstitümüzün ve Mordoğan’ın konumlarınında bi’haber durumdadırlar. Sonundan 2000’i aşkın İYTElinin sabrı taştı ve 9 Kasım 2007 Cuma günü topluca dilekçe vermek için İzmir’e inmeye karar verdik. Umarız bu hareketten sonra Belediyemiz Enstitümüze gereken önemi vermeye başlayacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

25- Eylem bizce kazasız belasız halloldu. Tüm okula katılan katılmayan herkese bir teşekkür yayınladık:

26- Hemen akabinde Eshot Genel Müdürü görüşme istedi, telefonda görüştük, tavır netti, yerleşkelere girmek istemiyoruz…

27- Birçok gazetede haberimiz çıktı:

28- Araya kimleri koymadık ki, tanıdık bildikler, partililer hatta milletvekilleri… Bir tayyiple güle çıkmadık…

29- Benim görev sürem doldu, Gürhan devraldı, uğraşıyor ve hala belediye direniyor. Bir ara Mordoğan otobüsünün sayısını arttırıp İYTE’ye yönelttiler ama şimdi o da kalktı. O da şöyle gelişti: Belediye, yerleşkeye girmem diye tutturdu, sonuçta Rektörlüğün oradan kalkmaya başladı. Rahatına düşkün iyteliler de tıka basa dolmuşlara binebilmek için  Mimarlığa koşarken Rektörlüğe gidip otobüse binmeye üşendiler. Neyse gelecek sene hayat neler gösterir kim bilir… En azından ben bir kere de olsa bu otobüsü mimarlıkta görüp aşağıdaki fotoğrafı çektirdim ya o da bana yeter :D

Ağu 16

Geçenlerde eski defterleri karıştırıken 1997 ya da 1998′de ortaokul sonda (o zamanlar öyle denirdi :D yani 8.sınıftayken) Türkçe dersinde, ders kitabımızda Karacaoğlan’ın “Gamlanma Gönül” adlı aşağıdaki şiiri işliyorduk.

Koyun meler,kuzu meler
Sular hendeğine dolar.
Ağlayanlar bir gün güler,
Gamlanma gönül gamlanma.

Yiğit,yiğide yad olmaz
İyilerde ham süt olmaz.
Bin kaygı bir borç ödemez,
Gamlanma gönül gamlanma.

Yiğit yiğidin yoldaşı,
At yiğidin öz kardaşı,
Sağlıktır her şeyin başı,
Gamlanma gönül gamlanma.

Naçar Karac’oğlan naçar,
Pençe vurup göğsün açar,
Kara gündür gelir geçer,
Gamlanma gönül gamlanma.

Ben de o sırada bu şiirden esinlenerek geyiğe vurup en son yazacağım şiiri yazmıştım. Tabii o zamanlar, geyiğimi içimde besler, büyütür, ürkek ceylan gibi sektire sektire herkesten gizlerdim. Şimdi olsa -ki şu an onu yapıyorum- cemil cümleye yayar, anlatır, okuturdum. Neyse hiçbir şey için geç değil, buyur sevgili öğrenci kardeşlerim Emr’oğlan dan size özel dizeler…

GAMLANMA TALEBE
Hoca güler, talebe ağlar,
Öğrenciler sınıfına dolar.
Zayıf nottur, bir gün düzelir,
Gamlanma talebe, gamlanma.

Öğrenci, öğrenciye yad olmaz.
Hocalarda ham süt olmaz.
Bin zayıf, bir zayıf düzeltmez,
Gamlanma talebe, gamlanma.

zayıf, zayıf yoldaşı,
Sınav, öğrencinin öz düşmanı.
İyi nottur, her şeyin başı.
Gamlanma talebe, gamlanma.

Naçar Emr’oğlan naçar.
Yazılı vurup, kitap açar.
Sınav günüdür, gelip geçer.
Gamlanma talebe, gamlanma.

Ağu 16

Tez ve Hayatımın Fikri yarışması maceralarımızla paralel yürüyen yeni bir açılımı da anlatmadan geçmemek lazım: Teknopark’ta yer alma hikayesi. Tam bir hobit öyküsü, hüküm dağına yüzüğü atmak falan kadar zor :D Öykümüz iki genç iytelinin nisan dolaylarında kafasına tuğla düşmesiyle başlar… Dedik ki biz gidelim şu teknoparka bi başvuralım, bakarsın kazanırız. Bu düşüncemizi tez hocamızla da paylaştık, sağolsun o da cesaretlendirdi. Sonra Halis Hocamıza akıl danıştık, “başvursak mı, başvursak kazanır mıyız” diye. Tek ve net bir cevap verdi: “Siz daha başvurmanız mı?”. İşte vurucu cümle. Artık durmanın anlamı yoktu, Halis Hocamız bize gereken cesareti vermişti. Biz de daha önceki hikayelerimizde bahsettiğimiz ulvi kişilik, deli cesaretimizi yanımıza alıp Teknopark yokuşunu tırmandık. Muzaffer Hocaya başımızı vurduk: Biz Teknopark’a başvurmak istiyoruz. Hoca, bir süre yüzümüze baktı, gitti içeride bir iki telefon görüşmesi yaptı, geri döndü. “Tamam, sitedeki formu doldurun getirin” dedi. Çıktık odadan. dedik “aman canım ne kolaymış, altı üstü bir form işte.”. Hemen bölüme gidip forma baktık ama tüm sorular çalışmadığımız yerden çıkmış canım. Tabii çakıldık kaldık. Sorduk soruşturduk, sağolsun teknoparkın avukatı hanım oldukça yardımcı oldu. Formu ite kaka doldurduk. Birçok kopya aldık, gittik hocanın yanına. Hiç unutmuyorum, 1 Mayıs günüydü. Hoca, “Gidin bunları kurul üyelerine hemen dağıtın” dedi, listeyi verdi elimize. Bir listeye baktık, bir hocaya tamam dedik, çıktık odadan. Kurul üyeleri Buca, Bornova, Balçova ve Alsancak’a dağılmıştı. İzmir’in 4, iyteyi de sayarsak 5 farklı köşesi ve 2 gün süre. Hadi bakalım kolay gelsin, girişimci iyteliler :) Saate baktık, 10.35. En yakın dolmuş yarım saat sonra. Hemen otostop kurumuna sığındık. Teknoparktan direk topraktan yardırıp Çeşme yoluna indik. 1-2 derken bir kamyonet aldı. Bindik, bir kaç şey vardı, koltukta. Ben bişeyin üzerine oturuverdim, sert bi cisim. Alan adam hemen hamle yapıp beze sarılı şeyi aldı. Alırken bez sıyrıldı, anaaam tabanca!!! Yusuf ve üçbuçuk kardeşliği soğuk soğuk terlere neden oldu. Kimdi, kimin arabasına binmiştik ulen. Gençliğimizin baharında :( Girişimciydik, Sıtkı Hoca hayat acımasız, acımasız rekabet, zorluk falan demişti ama bunu söylememişti. Aklımdan bunlar geçerken kendisinin astsubay emeklisi olduğunu falan söyledi, kartını gösterdi de biraz rahatladım :D Neyse Zeytinalan’da bıraktı. Bindik otobüse önce Balçova’ya, oradan Buca’ya, en son da Alsancak’a ulaştık. Bornova’yı ertesi güne bıraktık. Gönül rahatlığıyla teslimatı tamamladıktan sonra başladık cevabı beklemeye. 12 Mayıs pazartesi günü boş günüm olması nedeniyle bir bebek edasıyla 7. uykunda rüyalar görürken telefonum çaldı. Arayan Alperen’di, heyecanlı heyecanlı olarak birşeyler anlatıyordu, yaklaşık bir-iki dakika anca ayılınca söylediklerini algılayabildim. Haber gelmişti, ertesi gün bizi mülakata çağılıyorduk. Gece Alperenle mülakat konusunda konuşup Avea için hazırladığımız iş planını sadeleştirdik, basıma hazır hale getirdik.Sabah can fotokopide accık kazıklanarak baskılarımızı aldık. 13 Mayıs Salı günü mülakatın yapılacağı EBSO’nun kapısından elimizde evrak çantası (Ev arkadaşım Onur’un bilgisayar çantası :D ), üzerimizde takım elbiseler ve yüzümüzdeki ifade ile tam bir iş adamı edasıyla girdik, mülakatın yapılacağı salona 8.30 sularında girdik. Kimsecikler yoktu, tabii randevu saat:10′daydı, normal:) Neyse Alple oturduk, muhtemel sorulara verilecek kritik cevapları tartışmaya başladık. Tam bu sırada Ahmet Hocamız geldi, Muzaffer Hocayla beraber. Sonra bir bir gelmeye başladı, şirket temsilcileri. Sanırım bir biz iki öğrenciydik :D. Beklerken bir aday şirketin yöneticileriyle görüştük. şirketin yetkilisiyle hoş beşten sonra mevzu bizim öğrenciliğimize geldi. “Biz, sizin gibi arkadaşlarla çok çalıştık” falan dedi. Biz de “Kabul edilmezsek, geliriz size iş başvurusuna” dedik, güldüler, “Sizi alırlar, bizi almazlarsa biz de size geliriz” dediler, gülüştük, az stresimiz dağıldı.İlk grup, saat:10.30 gibi girdi. Sonra Ahmet Hoca girdi. 10.55′de Hoca bizi çağırdı. Girdik odaya. Fazilet Hanım dışından tüm üyeler vardı. Juriler:

Prof. Dr. Cüneyt GÜZELİŞ
Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı
Elektrik ve Elektronik Mühendisligi Bölümü

Prof. Dr. Fazilet Vardar SUKAN
Ege Üniversitesi Müh. Fakültesi, Biyomühendislik Bölüm Başkanı
Uluslararası Teknoloji Birliği Bilim Kurulu Üyesi (Ege Üniversitesi, Bilim-Teknoloji Uygulama Araştırma Merkezi Müdürü)

Prof. Dr. Mehmet Cemali DİNÇER
İEÜ Bilgisayar Bilimleri Fakültesi Dekanı

Doç. Dr. Metin TANOĞLU
İYTE Makina Mühendisliği Bölüm Başkanı

Dr. Erkal SAHTİYANCI
Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Başkanlık Müşaviri

Muzaffer Hoca, bize yer gösterdi. Jurinin tam karşısına oturduk. Bu arada ben, bastığımız iş planlarını üyelere dağıttım. Alınca önce bi şaşırdılar.”Vay be” gibisinden bir yüz ifadesinde bulundular. Yerime geçtim, soruları beklemeye başladık. Rahattık, ne de olsa tüm sorulara verilecek sorulara cevaplarımız hazırdı. Hafif bir tebessümle bekliyorduk. Cemali Hoca, “hala öğrencisiniz sanırım” dedi, Metin Bey “Bizim okuldasınız, değil mi” diye sordu. Bu kolay soruları cevaplandırdıktan sonra Cüneyt Hoca, “Evet arkadaşlar, diğer yazılım şirketlerinden farkınız ne olacak” diye sordu. Anee, çalışmadığımız yerden sordular, gene yaw. 1-2 milisaniye zaman durdu, sabahtan Alple konuştuğumuz tüm soruların cevaplarını düşündüm, bunlardan bir komposizyon yazıp, başına “Introduction”, sonuna “As a result” bölümlerini ekleyip, referanslar kısmın atlayıp temize çektim, derin bir nefes aldım, Alple göz göze geldik, zaman yeniden akmaya başladı ve deminki kompozisyonu kusmaya başladım, 5-6 dakika konuştum sanırım. Tam “result and discussion” kısmına gelmiştim ki Cüneyt Hoca “tamam arkadaşlar” dedi ve diğer üyelere “sorusu olan var mı” diye sordu. “teşekkür ederiz arkadaşlar” dedi. Odadan çıktık. Görev tamamdı, bekleme yeniden başladı. Araya şenlikler girdi, tez, yarışma, ev falan, filan geçti günler. Sanırım 21 Mayıs çarşambaydı, Alperenle Kimya Mühendisliğine kahvaltıya gitmiştik. Muzaffer Hocayla karşılaştık. Kaçar mı hemen sordum, “Hocam, noldu bizim iş” diye. Muzaffer Hoca, uzunca beni süzdükten sonra “Kabul edildiniz, hayırlı olsun” dedi, gitti. Alp o sırada bişeyler alıyordu, hemen yanına gidip söyledim. Tabii yarışmadaki gibi kendimizi kasmadık direk hopladık, zıpladık, tepindik falan. Sonra biz tabii otostopu bir ulaşım aracı olarak benimsediğimizden Alple yine böyle koşturmacalı bir günde otostop çektik. Bizi -maşallah nazar değmesin- güzel arabasıyla HBS Solutions Şirketinin sahibi Cem Bey aldı. Yol boyu bizimle deneyimlerini paylaştı, yol gösterdi, cesaret verdi. Neyse yine günler geçti, yarışmaya gidecez, orada “Teknopark’ta yer aldık” diyeceğiz ama elimizde kayıt kürek kanıt yok. Muzaffer Hoca’ya gittik, derdimizi döktük, Allah razı olsun, hemen bir kağıt hazırlayıp verdi. Artık kapı gibi kanıtımız vardı, İstanbul’da oldukça işimize yaradı. Yarışmayı kazandık, geldik, aradık hocayı, geçen hafta için “Haftaya arayacağım” dedi. Sevindik, beklemeye başladık. Arayan soran olmayınca 31 Temmuz Perşembe günü Alple atlayıp gittik okula. Hocanın başı kalabalık, işi çok, sağolsun sözleşmemizi hemen hazırladı, verdi. Ben heyecandan bizim imza atmamız gereken yere değil de Rektör hocanın atması gereken yere imza atıverdim. Hoca gördü, takıldı, “Şirketi batırırsın sen” dedi :D Neyse çok şükür yerimizi aldık. A2 binası alt katta 5A nolu odadayız artık. Tükkanımızı açtığımızda bekleriz efendim. Tam adresimiz İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi A2 Binası Zemin Kat No:5A İYTE Yerleşkesi, Gülbahçe, Urla 35430- İZMİR

Bu süreçte Prof. Dr. Halis Püskülcü ve tez hocamız Belgin Ergenç başta olmak üzere tüm bölüm hocalarımıza, Bölge Ofisi sorumlusu Dr. Muzaffer Sipahioğlu hocamıza destek ve cesaretlendirdikleri için, SADE Bilgi ve İletişim Teknolojileri ARGE Hizmetleri’nin kurucuları, genç girişimci arkadaşlarımıza ve HBS Solutions Bilgisayar ve Yazılım Sistemleri San. Ve Tic. Ltd. Sti. kurucusu Cem Bey’e deneyimlerini bizimle paylaşarak hayatımızı kolaylaştırdıkları için sonsuz teşekkürler…

Burası da uzaklardan tükkanımızın olduğu bina: (Resim Sade Arge’ye ait)

Bu da hava fotosu:

Büyütmek için üzerine tıklayınız.

Tem 28

Kendi işlerimden sonra sıra ablamların evini taşımaya geldi. Dört sene Artvn Hopa’da görev yaptıktan sonra Niğde’ye tayini çıktı. Avea’nın yarışmasından geldikten bir gün sonra (cumartesi günü) Artvin’deki ev sahibinden bir telefon aldık. Telefondaki ses yeni kiracının çarşamba geleceğini söylüyordu. Yani 4 gün sonra! Hemen o gün yola çıkmaya karar verdim. bir iki telefon görüşmesi sonucu Niğde’ye giden arabalarda yer olmadığı gerçeği ile yüz yüze kaldım. Neyse Aksaray’a giden bir otobüste yer bulabildim. Akşam 20.00′de bindim.

1. Gün: Sabah 7.30 sularında Aksaray’a indim. Oradan da saat:8.30′da Niğde arabasına bindim. Niğde’de hava İzmir’e nispeten serin de olsa sıcak yıprattı ev ararken. Akşam 19 gibi kiralık bir ev bulabildim, kiraladım ve 20.30′da Rize’ye giden otobüse yetiştim çok şükür.

2. Gün: Saat:12.30 sularında Rize’ye indim. Boğucu bir sıcak vardı. Başladım Niğde tarafına gidecek kamyon aramaya. Neredeyse tüm Rizeli kamyoncularla konuştuktan sonra tam ümidimi yitirmiştim ki Rize çıkışında Konya plakalı bir kamyona denk geldim. Hemen atladım, sordum Konyaya dönecekmiş, hemen pazarlığı yaptım, işi bağladım. Hemen atladık Artvin Arhavi’ye gittik. 2 Gürcü amele tuttum. Eşyayı yükledik. İlginç olan amelelerin bir tanesinin Gürcistan’da üniversite okumuş olması, neyse kamyon beni Rize garajına bıraktı. Gece saat:21.30 sularıydı. İndim garajda kimsecikler yok, sadece bir yer açık hemen daldım, sordum, “Niğde’ye araba var mı, Aksaray’a araba var mı, Konya’ya araba var mı, Kayseri’ye araba var mı ” diye muhtemel tüm olasılıkları sorduktan sonra Ankara’ya araba olduğunu ve bir kişilik yerin olduğu cevabını aldım. Tabii hemen aldım biletimi 22.30′da gelecek otobüsü beklemeye başladım. Bu arada yazıhanedeki abi her firmanın telefonlarıyla uğraşmaktan bıktığından yakındı, ben de telefonlarıyla hatıra fotoğrafı çektim.

Gelen otobüs Tiflis’ten gelen bir arabaymış. Şöför ve muavinler dahil herkes Gürcüydü. Bi ben Türküm! Su bile isteyemedim. Sağolsunlar onlar da dağıtmadı. İlk mola yerine kadar (Giresun) resmen börttüm :D Neyse zaten gördüğüm son mola orasıydı, uykudan resmen bayılmışım.

3. Gün: Sabah 12.00′de Ankara’dayım. Hemen Niğde arabası aramaya koyuldum ama ne mümkün, hepsi dolu en erken ertesi gün var ve ben acilen gitmem lazım, sabaha kamyon gelecek. Aradım, taradım, Mersin’e giden bir arabada yer buldum. “Zengen Makası” denen bir yerde inenceğim oradan Niğde’nin yakın olduğu söylendi. Ben de tamam dedim bindim. Yolda Tuz Gölü’nün yanından geçtik. Resmen kurumuş göl, aşağıdaki resimde görüldüğü üzere insanlar üzerinde rahatça yürüyebiliyorlar.

Neyse yol bitti gerçekten de dedikleri yerde indim ancak Niğde’ye 48 km uzaklıkta olduğunu orada öğrendim :D

Neyse bekledim gelen geçen otobüs yok ben de İYTE’den bolca idmanlı olduğum otostop sporuna başvurdum. 1-2 derken yumurta taşıyan bir kamyonet aldı beni Niğde’ye getirdi… İşleri halletim, ameleleri buldum, kamyonun sabah 5 gibi geleceğini öğrendim. Sağolsun ev sahibimiz iyi bir insan, beni evinde misafir etti.

4. Gün: Sabah 4.30′da uyandım, giyindim, ev sahibim ile kahvaltı ettik. Kamyon 5.30 gibi geldi, amelelerle eşyayı indirdik. Kamyonla helalleştik, ev sahibiyle vedalaştık, garaja gittim, niyetim biran evvel izmire dönmekti ancak en erken araba saat:20 de imiş, eve döndüm bir yattım ki bayılmışım. Akşam üzeri kalıp biraz Niğde turu attım. Bu tur sırasında hala Osmanlı Sancağı görünümündeki şehirin meydanındaki 16 Türk Devletinin kurucularının heykellerini bir fotoğrafladım.

Sonra otobüse binip İzmire döndüm çok şükür. Bir dahaki maceramızda görüşmek üzere…

İşte bu da dört günü bilançosu:
İzmir - Aksaray -> 692 km
Aksaray - Niğde -> 123 km
Niğde - Rize -> 822 km
Rize - Arhavi -> 80 km
Arhavi - Rize -> 80 km
Rize  - Ankara -> 827 km
Ankara - Niğde -> 348 km
Niğde - İzmir -> 799 km
Toplam    3771 km

Tem 26

Alperenle Onur Abi’nin (Onur Günduru) yanındaki staj günlerimizin sonlarına doğru tezi ne konuda yaparız diye kafa patlatıyorduk. GSM üzerine bir şeylerin hem yaratıcı hem de karlı olduğu konusunda anlaştık. Tez hocası olarak da Belgin Hocamızı ikna etmeyi başardık. Başladık çalışmaya. Başladık diyorum ama adettendir diye :D Neyse günler birbirini kovalar, biz kör topal ilerlerken bir tez toplantısında hocamız can alıcı soruyu sordu: “GSM operatörleriyle görüştünüz mü, görüşmediyseniz nasıl ulaşmayı düşünüyorsunuz?” İşte o anda Alple benim sistem çöktü, yeniden başlattık para etmedi. Üzgün ve süzgün olarak hocanın odasından çıkıp sınıfa doğru giderken Cihatla Borayı gördük. Afiş asıyorlardı, gözümüz takıldı afişe ana o ne Avea’nın logosu. Bu nedir falan dedik, anlattılar sağolsun, böyle bir yarışma var falan diye. Neyse biz de dedik, biz bu yarışmaya gireriz en azından Avea ile iletişimi sağlarız. Tez hocamıza konuyu açtı, sağolsun sonuna kadar destekledi, yol gösterdi. Belirtilen gün ve saatte (http://forum.iyte.net/showthread.php?t=19715 - 6 Aralık 2007) tanışma toplantısına katıldık. Bize danışmanlık yapacak MG Danışmanlık’tan Gülsüm Hanım, TOG’dan Seval ve Avea’dan Elif Hanım gelmişlerdi. Herkes hazırlıklar yaparken biz Alple yine deli cesaretimize sığınarak demin saydığım katılımcıların yanında bitiverdik. Selam, kelamdan sonra bizim süper bir fikrimiz var, kesin kazanırız az bizi bi dinleyin dedik. Kelimenin tam anlamıyla şok geçirdiler. Dilerseniz sunum hazırladık gösterelim dediler. şaşırdılar, kesin teknoloji ödülü sizin falan dediler. Biz hemen inanamadık tabii ama Allah söyletti sanırım. Günler günler geçti, hem tez hem de iş planı hazırlama safhası zorlu geçti. 34 sayfalık iş planını 4-5 kere tekrar tekrar doldurmak baya yıprattı :)

Sonunda 16 Temmuz 2008 günü 9.00 uçağıyla yola çıktık Alperen, ben. İstanbulda gün, mümtaz, ibrahim ve evrim ile buluştuk otelde. O gün eğitimvari bir çalışma oldu. Eğitimvari diyorum çünkü önceki kazananlar ve kazanamayanlar deneyimlerini paylaştı. Ayrıca kazanırsak sonrasında ne olacak konulu tamamen
duygusal soruların cevaplarını aradık. Eğitim bitti, odalarımıza çekildik ertesi günü karşılaşacağımız jüri üyelerini incelemeye koyulduk.

Yarışma Swiss Otel’de yapılacaktı. Sabahtan Alple kalktık, kahvaltıyı mütakip tezimizin bir kopyasını bastırdık. Artık tüm dökümanlar hazırdı. Takımlarımızı giydik, kağıtlarımızı, afişleimizi ve bilgisayarlarımızı alıp bizi bekleyen servise atladık. Büyük heyecanla otele ulaştık standlarımızı hazırladık. Müşteri beklemeye başladık :D Müşteri dediğimtabii jurilerdi. Hepsi önemli, değerli insanlardı. Jurilerimiz:

İbrahim Betil, TOG Yönetim Kurulu Başkanı
Cüneyt Türktan, Avea CEO
Baybars Altuntaş, Deulcom International Yönetim Kurulu Başkanı
Ralf Arditti, TOG Yönetim Kurulu Üyesi
Babür Arslan, Travelium Turizm Acentası Yönetim Kurulu Başkanı
Gila Benmayor, Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı
Gülsüm Çıracı, MG Danışmanlık Sahibi ve Proje Eğitmeni
Ferruh Gök, ITO Yönetim Kurulu Üyesi
Yusuf Güvenç, TOG Genel Müdürü
Bülent Hiçsönmez, Google Türkiye Genel Müdürü
Pınar Kaya, Avea Kurumsal İletişim Direktörü
Aslı Kurul, Endeavor Girişimcilik Hizmetleri Müdürü
Ömer Taviloğlu, Mudo Yönetim Kurulu Üyesi

Baybars Altuntaş, Ferruh Gök ve Babür Arslan ile görüşmemiz sakin ve iyi gitti. Gila Benmayor çok tatlı ve sıcakkanlı tavırlarıyla dinledi bizi. Gülsüm Abla(Çıracı) juriden çok hoca gibi davrandı, sağolasun tiyolar verdi. Ömer Taviloğlu da sıcak davrandı, en son giderken”ne kadar lazım size” diye sordu. Ben “30000 lira lazım ama 15000 e de fit oluruz “dedim. Sanırım sinirlerim o an biraz boşalmıştı. Ömer Bey şen bir kahkaha atıp, “bu adama dikkat etmek lazım, çok tehlikeli” deyip Günlerin standına geçti. İbrahim Betil ve Yusuf Güvenç beyler geldi ardından onlar pek üzerinde durmadılar projemizin ancak yine de çok dikkatlice dinlediler. Heyecan bitmemişti esas projemizi anlatmak istediğimiz Avea CEO Cüneyt Bey’in Pınar Hanımla beraber bir anda standımıza geldiğini gördük. Heyecandan elim ayağıma dolaşıyordu. Projemizi anlatmaya başladık, Alple. Bir yandan Alp, bir yanda ben yaklaşık 7 aydır hazırlandığımız
anda nefes almadan anlatıyorduk. Teknoparka kabul edildiğimizi, çalışmamızın zaten tezimiz olduğunu,  buraya gelerek zaten kazandığımızı, destek almasak bile devam etme azminde olduğumuzu anlattık. Sonunda bazı sorular sordu ve dedi ki “ee sizin şirketiniz var, belki paranız da vardır, bizden ne bekliyorsunuz”, cevaben biz de “Bizim iyi bir fikrimiz ve sonsuz bir cesaret, sabrımız dışında bir şeyimiz yok”dedik. Gülümsediler, “tamam, yarışmadan sonra görüşelim” dedi,  Pınar Hanım kartını verdi, yarışmadan sonra görüşelim dediler ve gittiler. Sevinçten havaya uçmamak için zor tuttuk kendimizi :) Ardından Bülent Bey geldi standımıza. Geldi elini uzattı, “Ben Bülent, Google Türkiye’den”. O an dilim tutuldu. Yıllarca arama motoru diye nicesine sarıldığımızı Google kanlı canlı karşımızdaydı :D:D kısa süren tutulmadan sonra yine Alple bastırdık, ama biraz törpüledi kendisi bizi. Biraz moralimiz bozulsa da gülümsemeye devam ettik, ta ki Ralf Arditti beyle görüşene kadar. Kendisi neredeyse tüm standları dolaşmış olmasına rağmen bize gelmemişti. Biz de dedik ki o gelmezse biz ona gideriz. Kendisi salonun ortasındaki koltuklarda dinlenirken yanına gittik ve heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladık ki. Can alıcı sorularla bizi bir güzel düzeltti, yıprattı. Ama asla vazgeçmeyeceğiz dedik, tamamdır dedi gitti.

Son juri, son darbe yıkıcıydı :( Juri ziyaretleri bitti, juriler toplantıya girdi. Biz de getirilen tabu, wii vs ile takıldık, Alple oteli gezdik. İYTElilerle derin geyiklere girdik. Artık akşam olmuş, otel içerisindeki Sultan Park’ta ödül töreni hazırlanmıştı. Gittik, İYTEliler olarak bir masa bulduk, çöktük, kaderimizi beklemeye başladık. Son jürilerden sonra açıkçası umudumuzda ufak da olsa bi zedelenme meydana gelmişti. Neyse ödül töreninden önce yemekler geldi ama bizim Alple bi kaşık yiyecek halimiz yok. Yemekler geliyor, gidiyor, biz sadece bakıyorduk. Sonunda tören başladı. Tüm İYTEliler destek hakkı kazanmıştı. Ama bizim ismimiz hala okunmamıştı. Bari sadece destek alsaydık demeye başladık. Heyecan ve sıkıntı midemizi kemirirken sunucu, “sıra geldi teknoloji özel ödülüne” dedi. O an sanki zaman durdu benim için. Ödül sahibini açıklayacağı zamana kadar geçen süre sanki 1-2 yıl gibiydi. Sunucu “ve ödül izmirin dedi”. O an zaman tekrar akmaya başladı. Nasıl yerimizden kalktık, sahneye gittik hatırlamıyorum. Sahneden inince ilk iş aileleri, arkadaşları aramak oldu. O an hayatımızın akışı değişmişti. İdealler için koşmak üzere değişmişti.

Konseyde, topluluklarda, şurda burada çalışırken hep düşünürdüm ister istemez, bunları yapıyorum ama bana faydası ne diye. İşte o gün faydasını görmüştüm. Yılların çalışmasının mükafatı belki de buydu… Ödül töreni sonrası Bremen Mızıkacıları adlı grupla eğlendi, standları toplayıp otele döndük. Alple ilk iş
bu haberi 3 yılımızı verdiğimiz siteye, iyte.nete geçmek oldu. Toplu İYTE fotoğrafı ve teknoloji özel ödülümüzle haberi geçtik. Gece 4 olmuş, biz heyecandan hala uyuyamamıştık. Oysa ertesi gün uçak için 6′da kalkacaktık. Neyse sabah oldu, izmire döndük…

Sonuca gelirsek çok güzel, zorlu ve eğlenceli bir yarışmaydı. Okul yaşamımın en heyecanlı olayıydı. ÖSS, hazırlık finali, vizeler, finaller, proje sunumları, kulup ve konsey işleri, otobüs eylemi () , teknopark ve yüksek lisans mülakatlarını göz önüne aldığımda hiç bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. İnanılmaz bir deneyimdi. Sıtkı Hocamızın birinci sınıftan beri dediği acımasız piyasayı gözlerimizle görme imkanı bulduk. İnşallah gelecek yıl okulumuzdan daha çok arkadaşımız bu yarışmaya katılarak kendi işini kurmak için çaba gösterir.

Kim ne derse desin en azından kendi bölümümde iyi yetiştirildiğime, yüreklendirildiğime inanıyorum. ÖSS tercihlerim sırasında İYTE’yi ikinci tercihe yazsaydı inanıyorumki şu an bu satırları yazmak yerine bir şirkette bir patron için koşuşturuyor olurdum. Mutluyum ve tüm hocalarımıza, özellikle tez hocamız Belgin Ergenç’e teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum.

Ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Okulumuzun bu yarışmayı kazanan ve başka yarışmalara katılan, kazan öğrencilerini, mezunlarını, mensuplarını duyurmasını, sahip çıkmasını bekliyorum. Ancak o yönde ne yazıkki bugüne kadar birşeyler eksik kaldı. İYTE bence kendini tanıtmak istemiyor ya da tanıtmayı
beceremiyor. Artık ismi her neyse. Alperen iyte.net’e yazmış, ben de baktım Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi resmi sitesinde anasayfada yayınlamış haberi.(http://www.comu.edu.tr/duyurular/news/news_detail.php?id=3720) Bir de üstüne “Hayatımın Fikri- Gençlik İçin Girişimcilik” Proje Yarışmasından Öğrencilerimiz Bu Yılda Başarılı Sonuçlarla Döndüler” demişler. Pekala bizim okul da “Hayatımın Fikri- Gençlik İçin Girişimcilik” Proje Yarışmasından Öğrencilerimiz %100 Başarıyla Döndüler” denebilirdi. Hadi bizimkini geçtim, bilimsel başarı kazanan arkadaşlarımız bile yayınlanmıyor, anlamıyorum neden, anlamıyorum neden, anlamıyorum neden…

İşte Teknoloji Özel Ödülümüz:

Bu da çekimiz:

Standımız ve biz:

vee ödül alırken:

(Soldan Sırayla  Cüneyt Türktan - Avea CEO, Alperen Aybar, ben, Pınar Kaya - Avea Kurumsal İletişim Direktörü, İbrahim Betil, TOG Yönetim Kurulu Başkanı)

Tem 26

Ev arkadaşım Onur Adsay ile neredeyse bütün kış uğraşarak KOBİler için içerik yönetim sistemi yazdık. Adıyla büyüsün Onur koydu adını WebArtı. Bayağı uğraştık, hele Onur tasarımla resmen boğuştu. Neyse bunu nasıl tanıtırız, nasıl pazarlarız derken, bir duyuru gördük. Okulumuz yani İYTE bir proje pazarı düzenliyordu. Mükemmel yaw. Üniversite-sanayi işbirliği doruk noktasına çıkacak, biz de bundan yararlanacaktık. Başımızı hemen vurduk, akabinde kabul edildik. Sonra onur bir-iki gece sabahlayarak güzel bir afiş yarattı. Aşağıdaki afişi:

ilki 18 Haziran 2008 Çarşamba günü Makina Mühendisleri Odası’nın Tepekule adındaki kongre merkezinde olacağı, ikincisinin ise 25 Haziran 2008 günü Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi İdaresinin binasında olacağı duyuruldu.

Ödüller de iyi sayılırdı, birinci 1000, ikinci 750, üçüncü ise 500 lira alacaktı.Neyse 18′inde koşa koşa gittik,
Onur’la. Hatta kartvizit bile bastırdık. Hayatımın ilk kartviziti:


Gittik sabahın onunda başladık beklemeye. 100′den fazla proje vardı. Biz sanayiden insanlar beklerken biz bize takılacağımızı anladık. Gelen giden pek olamadı tabii sanayiden, makina mühendisleri odasından bir-iki kişi geldi sadece, gerisi İYTEliydi. Yani iyteliler projelerini birbirine anlattı. Sonra birinci, ikinci falan açıklandı. Birinci olan arkadaşın birinciliğini kutlamak lazım, sonuna kadar haketmişti. Neyse o gün bitti, umutları Kemalpaşa’ya bağlayıp sessizce dağıldık.

Ablamın Niğde’ye tayini nedeniyle günü birlik bir Anadolu turundan ayağımın tozuyla Kemalpaşa’ya gittik. Hatta o kadarki Ankara - İzmir otobüsünden Kemalpaşa kavşağında inip serginin yapılacağı yere gittim. Önemli bir mevzu tabii, tüm Kemalpaşa Organizeden sanayici ve kobiler İYTE Proje Pazarı‘na akacak, istediğimiz tanıtımı yapacaktık. Ama İYTE makus talihini orada da yenemedi, İYTEliler birbirine anlattı hikayelerini sabahtan akşama kadar ayakta kaldığımızla kaldık, net bir sonuç elde edilemedi. Umarım gelecek senelerde daha çok pardon birçok sanayicinin ilgisi bu etkinliğe çekilebilir. İYTE hakkettiği ilgiyi birgün elde eder, umarım.

Bu da o günden bir hatıra, afişimiz ve biz: